NEDİR Kİ YANİ

Bu yazıyı geçen hafta sonu yazmışım arşivimde duruyordu yayınlamadım ya da bir başlık koymuştum, değiştirdim sonra dedimki; “Nedir ki yani”

Toplumda insanların yasalara uymalarının nedenleri asıl konumuz. Tabi dediğim gibi başlık değişti içerik farklı olsada başlık tam zıttı.

Bir toplumda insanların yasalara uymalarının nedeni yaptırımlardan korkmaları çekinmeleri değil; yasalara uyulmasının gerektiği hakkındaki düşünce ve inançlarıdır. Toplumdaki değer yargıları herhangi bir konudaki “ayıp olur” düşüncesi, “ne derler” korkusu vs.. gibi, ölçümü zor kanaatler insanları yasalara uygun davranmaya özendirir ve zorlar. Zaten yasalar da bu anlayış çerçevesinde belirlenmiyor mu?.

Bir toplum için oluşabilecek en büyük felaket, insanlarda bu anlayışın ortadan kalkmasıdır.

Bu anlayış ortadan kalkarsa ve insanlar yasalara uyulmayabileceği gibi bir kanaate sahip olursa; o toplumda ne yasa kalır, ne hukuk.. Bunun sonucu olarak ne düzen kalır ne huzur.

O toplumda kimileri, yasalara başkasının uyması gerektiğini düşünür ve kendilerini yasalara bağlı saymazlarsa; bu bir çifte standart olur ve sonuç felaket ile noktalanır. Bunu yapanlar o toplumda düzeni sağlamakla yükümlü insanlar olursa, o zaman ortaya “traji-komik” bir durum çıkar ki; böylesi bir düzenin toparlanması eski haline getirilmesi oldukça zor ve imkansız gibidir.

Bütün bunları bana çağrıştıran nokta günümüzde hepimizin bizzat görüp şahit olduğumuz güncelliğini koruyan olaylar sinsilesidir.

Bir atasözünün yeridir diyerek yazıya alayım.

Atalarımız “Balık baştan kokar” demişler. Ve ne kadar doğru ve yerinde bir atasözü olduğunu kokuşmuşluğun toplumu sarmasından görebiliyoruz.

Bir örnek gösterelim binlercesi içinden sadece bir örnek:
Bir beyefendinin bankada trilyonları var ailesinin tüm fertlerinin altında arabası var bu beyefendi belli bir kamu personelide olabilir yani tek bir maaşı ve lüks bir yaşantısı var. Ama hiç utanmıyor ve toplum içinde dolaşıyor ve işin garip tarafı eşi dostu, komşularıda “Helal olsun, “çok becerikli adam” diyebiliyor. Nedir ki yani..

Elbette “nedir ki yani” Elbette sizler haklısınız toplumu ahlaksızlığa ve kanunsuzluğa teslim edip yukardan seyredenler.

Yeni Türkiye’nin vizyon sahibide sizsiniz!. Küreselleşen dünya’da söz sahibi olanlarda sizsiniz!. Mega projelere, kanal İstanbul’a aklı ermeyen dinozorlaşmış bizler elbette haksızız. Tarih bizi hep haklı çıkarsa bile.. Nedir ki yani.

Paylaşın :
Share
Güncel Yorumlar kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | NEDİR Kİ YANİ için yorumlar kapalı

GAMBİYALI DİKTATÖR

Her ne yaptıysa Allah adına yaptı ..
“Köprüler yaptırdım gelip geçmeye çeşmeler yaptırdım suyun içmeye” bu şarkı sözü kulağınıza yabancı gelmiyordur. Ama konumuz Gambiya’ nın hırsız diktatörü.

Açılışı köprülerden yaptım çünkü isimleri şerifini yan yana koyunca iki metreye ulaşıyor Jammeh’in. Köprüler yaptırdığı için isminin sonuna “Köprü Yapan Kahraman Reis” veya “Nehirleri Fetheden” anlamına gelen Babili Mansa’yı eklemişti.

Bütün satırları ismi ile doldurmayacağım ama en azından peş peşe dizelim bakalım.

Sheikh Professor Alhaji Doctor Yahya AJJ Jammeh Babili Mansa .. Bir elinde 99′ luk tespih/mushaf halkı din ile kandırıp zulmetti. Gazetecileri katletti, özgürlükleri kısıtladı, insan haklarını ihlal etti, lüks villasında bir eli yağ da bir eli bal da yaşadı.halkı aç sefalet, hastalık içinde kıvranırken o Allah’a şükür edip hayatını yaşadı. Çünkü Allah ona öyle diyordu elinde Kuran vardı.

Elinde Kuran dilinde Allah olan bir lider yalan mı söyleyecekti?

Seçimi kaybettikten sonra iki haftada ülkesinden $11,4 MİLYON dolar ve lüks arabalar çaldı.

Tüm bunları yaparken Allah adına yaptı.

22 yıl boyunca, 18 yaşından küçük kızların evlenmesine göz yumdu. Sonsuza kadar Gambiya’nın lideri olacağını söyleyerek koltuk ihtirası edebiyatında sayısal rekor kırmıştı.

Tekrar edelim tüm bunları Allah adına yaptı. Kendi söylemleri böyle idi. Çaldı çırptı ülkesinin altınlarını lüks araçlarını ve bir çok antika eseri Allah adına alıp kaçtı.

Diktatörün kaçacağını haber alan halk ayaklandı havalimanına hucum etti. Oysa Jammeh Allah adına uçağına atlayıp ‘Ya Allah Bismillah’ diyerek kaçmıştı bile.

Ağzından Allah ve peygamberi hiç düşürmeyen diktatör halkını Allah adına fakir bırakıp tabanları yağladı.

Bu diktatör bozuntusuna bizim ülkemizde sevgi besleyenler bu duruma çok üzüldüler .. Sonuç olarak Jammeh ne yaptı ise Allah adına yaptı..

Paylaşın :
Share
Güncel Yorumlar kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | GAMBİYALI DİKTATÖR için yorumlar kapalı

Hadi Öz Eleştiri Yapalım

Ben ancak araştırıp yazarken tarih ile bütünlüğe ulaşabilen biriyim.
Bir konu hakkında saatlerce ve günlerce düşünebilirim.

Günlük olaylar benim ilgi alanım dışında kalıyorlar, ancak onları sıkı takip ediyor ve arşivlerime alıyorum. Tarih olmasını beklemek gerekiyor çünkü ben siyasetçi ya da gazeteci değilim.

Gündelik hayatımda ve ilişkilerimde bazı dağınıklıklar, bu durumun ortaya çıkardığı tutarsızlık ve kopukluklar olabiliyor. Sanırım bu yüzden yazdığım sürece kapanmaya, kimseyi görmemeye, konuk kabul etmemeye gayret ediyorum.
Sanırım çevremden gelen tek şikayet devamlı okuyup yazmam oluyor. Neyi araştırıyorsam o anı yaşıyorum sahneyi görüyor ve izliyorum.
Odaklandığım konu beni dış dünyadan koparıyor.

Tek şikayet ettiğim şey yazmam gerekeni yazamamak. Bir elin kalemimi tutması gibi bir şey. Aslında boğulmak gibi nefessiz kalmak gibi.

Bir konu hakkında araştırma yaparken başka bir konuyu projelendirebilir hatta bir çok konuyu düşünebilirim.

İnsanlar ile kolay iletişim kuruyor olmam onlara verdiğim samimi değerden kaynaklanıyor yoksa bir sihir yapmıyorum. Sadece doğal ve güçlü bir iletişim kuruyorum ve ilk iletişimin önemini biliyorum. Onlara menfaat için yakınlaşmadığımı tersine benden faydalanmaları gerektiğini anlatıyorum. İnsanlar her şeyi unutabilirler ama bir şeyi asla unutmazlar onlara verdiğiniz samimi çıkarsız değeri..

Pek sohbet ettiğim söylenemez ancak dinlemeyi seviyorum saatlerce konuşanı ilgi alanıma giriyorsa hiç bıkmadan dinlerim.
Yaşadığım bu süreçte
Ön yargıların kırılması için gerekli yöntemleri, dili ve üslubu deneyimledim.

Farklı insanlardan farklı paylaşımlar aldığıma inanıyorum. Başkalarının ön yargılarını yıkarken kendi ön yargılarımı da yıktığıma inanıyorum.

Sosyalleşme, insanlarla bildiklerimi paylaşmanın ve onlardan öğrenmenin huzuru. Bilmediğim ve yetersiz olduğum yerlerin tespitine yardımcı oldular. Diyalog gücümü arttırdılar.

Güçlü bir hafıza için devamlı okuyorum. Bu konuda yıllar öncesine gidelim ve küçük bir anı aktarayım.

Yaklaşık 16 yıl kadar önce Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ile Şişli Belediyesi makamında bir görüşmem olacak. Bu görüşmeyi bana ayarlayan kişi Mustafa Sarıgül’ü çok seneler önce sadece bir kez görmüş arkadaşım Demir. Fakat randevu Sarıgül’e çok yakın olan biri tarafından alındı.

Biz sabah arkadaşımla beraber Şişli Belediyesine gittik içeri girdik Sarıgül’ün bulunduğu kata çıktık sekreteri karşıladı neyse uzatmayalım içeri girdik selamlaştık işte tam burada çok önemli bir şey oldu M. Sarıgül arkadaşımı sadece bir kez görmüş ve sadece on dakika konuşmuştu ve tokalaşırken Hoş geldin Demir dedi ne zaman görüştüğünü tarihini ve saatini söyledi. Hayret ettim aklım takılı kaldı sohbet arasında Sarıgül’ e sordum bu hafıza dedim nasıl olabiliyor da seneler öncesini dakikasına kadar hatırlıyor şunu söyledi bana “Çok okuyorum en iyi hafıza geliştirici okumaktır” dedi.

Evet okumak ve faydaları böyle bir şey.

Paylaşın :
Share
Güncel Yorumlar kategorisine gönderildi | Hadi Öz Eleştiri Yapalım için yorumlar kapalı

HERKESE GÖRE BİR ATATÜRK

Herkese göre Atatürk olmaz, kafana göre Atatürk yaratmak ahmaklık olur. Atatürk tarihi bir kişilik olarak iyi analiz edilip incelenebilir bununda tarih bilimi içinde metodları var tarihin bir seyri kronolojisi var. Mustafa Kemal ayrı kronolojik metodlara göre Atatürk ayrı kronolojik metodlara göre incelenir. Tüm bunların sonucu olarak ortaya bütün bir tarihi kişilik yani Mustafa Kemal Atatürk çıkar.

Tarih insanın insan olma serüveni olduğu gibi aynı zamanda hatalar sarmalıdır çözmek için tarafsızlık ilkesi şartı vardır. Elbette Mustafa Kemal Atatürk’ tarihi bir kişilik ve eleştirilebilir. Ancak eleştirisel yaklaşımlar mutlaka tarafsızlık ilkesi ile gerçekleşebilir. Eleştiri yıkıcı değil yapıcı, birleştirici olması zorunludur. Kopuk bir eleştiri hem sizi yanılgıya sokar hem de toplumun algılama sistemini tahrip eder.

Tarihi kişilikleri sevmiyor olabilirsiniz bu normal karşılanabilir lakin tarih içinde kişisel sevgi yaklaşımı kabul görmez. Bu durum insanın psikolojisi bakımından incelenebilir Çünkü tanımadığınız birini sevmeniz de söz konusu değildir. Tarih bize olayları açıkça aktarır tarih içinde şahsiyetleri bizlere tanıtır doğru analiz edilmediği sürece sevgi duygusu oluşmaz.

Ve günümüzde tarihi kişilikleri iyi analiz etmemiz gerekliliği vardır. Bu bir bakıma doğru analiz edildiğinde düşüncelerimizin kökleşmesi ve gelişmesinin anahtarı olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Türk çağdaşlaşma hareketinin önderi olan Mustafa Kemal Atatürk, askerliği, devlet adamlığı, devrimciliğinin yanı sıra, seçkin bir düşünce adamıdır. Ne var ki, bu büyük insanın tüm görüş ve düşüncelerinin aynı derecede, özellikle kendi halkı tarafından tam anlaşıldığı söylenemez.

Özellikle onun din ve laiklik hakkındaki görüş ve düşünceleri en az bilineni ama en çok tartışılan ve istismar edilenidir. Bazılarına göre o, dini toplumsal hayattan çıkarmak istemiştir. Gerçekte ise Atatürk, ne dini toplumsal hayattan çıkarmak istemiş ne de dinin özüne dokunmuştur. O, dine ve dini değerlere değil, hurafeciliğe ve din istismarına karşıdır.

Paylaşın :
Share
Mustafa Kemal ATATÜRK kategorisine gönderildi | HERKESE GÖRE BİR ATATÜRK için yorumlar kapalı

TEK ADAM OLMAK

Tek adam olma hırsı, kısaca tek adamlık üzerine bir makale okuyacaksınız.

Bizim toplum olarak en büyük derdimiz ve içinden çıkılmaz büyük bir problem tek adamlık!.

Demokrasimizde, partilerimizde, devlet adamlarımızda ve hatta iş dünyamızdaki bazı kimselerde görülen her şeyin kendilerinde başlayıp kendilerinde bittiği gibi davranışların esasını burada aramak gerekir.

Bizim lider kadrosunu oluşturan insanlarımız genel olarak dünyanın gidişinden ve insanoğlunun kafa yapısındaki gelişme hızında meydana gelen değişmelerden her nedense geri kalmaktalar.

Oysa, gelişen çağın enstrümanlarına baktığımızda insanoğlunun daha kolay ve çabuk aydınlandığını, fikirlerin hızla gelişip yayıldığını ve ideal bir demokrasiye hızla ilerlendiğini fark etmemiz gerekir. Cehaletin ve dar görüşlülüğün, bilgi ve iletişim imkanlarının karşısında duramayacağını göremiyorlar.

Tabii olarak bunlar bazı alışkanlıklardan kopamamakta, eski ve modası geçmiş ölçülere bağlı kalmaktalar. Millet ve idare kavramlarda zihnen çemberin dışına çıkamamaktalar. Bugünün modern demokrasi anlayışında, bütün bu ölçülerin değer ve kavramların hepsini bir arada düşünebilmek ve özellikle idarede ekip anlayışının gittikçe önem kazandığını görmek gerekir.

Bugün modern demokrasi dediğimizde iskelet ve yapı unsurlarını asla göz ardı edemeyiz. Mesela; Fransa dışı Avrupa hukuk anlayışı, İngiltere’nin devlet ve idare anlayışı ve Amerika Birleşik Devletleri’nin millet olma ölçüleri önem arz etmektedir. Çağ dışı milletler yok olmaya mahkumdur.

Bizim ülkemizde tek adam olma konusunun çok önemli hususlarından biri de politik liderlerin bir çoğunun bürokrasiden gelmeleri olarak gösterilebilir.

Ama burada tam burada bir eksiklik analizi yapılması gerekecektir.

“Düşünme tembelliği” Türk entellektüellerinde düşünme tembelliği mevcut. Ve dahası bizim bürokrasimizin dejenere olmuş ve eksik yanları mevcut. Bugün bürokrasi dedindiğinde görünen bariz fikir kavgası gibi alışkanlıklar kalmamıştır. Alttakiler üsttekilere peki efendim demeye üsttekiler ise alttakilere sadece yukarıdan bakıp emretmeye alışmışlardır. İstişare etme adeti yok olmuş dejenere olmuştur.

Kabul etmeliyizki bürokrasimiz çalışkan, güçlü, disiplinli ve dengeli olmaktan uzaktır.

Tek adam teşhisini doğru koymak gerekir:

Ülkemizde gerek devlet adamı gerekse politikacılarımız, gerekse burokratlarımız ve iş adamlarımız özellikle liderlik kademesine ulaşmış insanlar arasında doğruları kabul edebilenler çok azdır. Tabii olarak bunun çok nedenleri vardır. Başlıca nedeleri; yetişme tarzları, mensup olduğu ailelerden, sahip olduğu vasıflardan ve bunlara ek olarak bazı komplekslerden kendilerini kurtaramamak olabilir.

Bunların çoğu doğruları kendilerinin bildiğini sanırlar. Bilgi ve tacrübelerine aşırı inançları vardır. Bu vesile ile de tek adam olmak isterler. Oysa, demokrasinin bir temeli vardır!. Doğruların birden fazla olduğu.. Bu gerçeği kabul etmezler. Her zaman, her yerde doğruyu bulmaları imkansızlaştığı için de sıkıştıklarında ise kurnazlığı, yalanı ve hatta şiddeti marifet sayarlar. Kendi doğrularının dışında hiç bir doğruyu kabul etmez, başkalarının doğrularını kabul etmeyi kendilerinde eksiklik ve küçüklük olarak görürler.

Tüm bu tanımlar tek adam olmayı işaret eder.

Gelişmiş ülkeler ile gelişmemmiş ülkeler arasındaki tek fark ise budur yani tek adam olma arzusu. Gelişememiş ülkelerde belli bir kültür sanat seviyesindeki insanlar, belli bilgi ve tecrübeye sahip olmadan, belli makamlara oturup önemli kimseler durumuna geldikleri taktirde tek sesli olyana yönelmekten kurtulamazlar.

Ülke olarak gelişmek, teknoloji zihni inşa etmek istiyorsak çok sesliliği seçmek zorundayız. Ve bu olağan doğru olan tek yoldur.

Paylaşın :
Share
Güncel Yorumlar kategorisine gönderildi | TEK ADAM OLMAK için yorumlar kapalı

ANLAMAYANA ANLATALIM: TÜRKİYE DE TÜRK NE DEMEKTİR

 

Türkler, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve ‘Türk Milleti’ni oluşturan halktır.

Türk, soyu sopu, ırkı rengi, kökü kökeni, inancı dini ne olursa olsun, kendini Türk Milleti’nin bir parçası olarak hissedebilendir.

Türkiye, Türklerin ülkesidir; ‘Türklerin eli’, Türklerin toprağı, Türklerin vatanıdır.

Büyük Türk Milleti, tam bağımsızlık (istiklâl-i tam) ülküsüyle başlattığı İstiklal Harbi (Bağımsızlık Savaşı) boyunca sınırlarını kanıyla çizdiği ‘kurtarılmış’ vatan topraklarını 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti adıyla taçlandırmıştır. ‘Türkiye’, anlamak istemeyenlerin bile anlamakta direnemeyecekleri en yalın anlamıyla, ‘Türklerin Ülkesi’dir.

Türkler Türk Milletinin bireyleridir.

Türkler, yaralı, yoksul, çaresiz, boynu bükük Anadolu ve Rumeli’ye, ‘Şark Meselesi’ni artık sonunda ‘halletmek’ üzere, hayvansı bir iştihala göz koyan azgın ‘Batı’nın hevesini kursağında bırakan; doğunun mazlum milletlerine, destansı bir Milli Mücadele ile emperyalizmin de yenilebileceğini gösteren; yüzyıllardır ezilmiş, aşağılanmış, horlanmış, sömürülmüş bir halktan, Türklüğüyle övünen, kendine ve geleceğine güvenen bir millet yoğuran ve bu temelde Türkiye Devleti’ni kuran; kendilerine yaşamda en gerçek yol göstericinin bilim olduğunu söyleyen, akıl ve bilim yolundan ayrılmamayı öğütleyen,

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün çocuklarıdır.

Yine anlamayan ve anlamamakta direnen varsa kanı bozuk TÜRK düşmanı ve Türkiye düşmanıdır. Yani vatan hainidir.

Bize Arap milliyeti hikayeleri okumayın!. Türk destanlarından, Türkler’den konuşun, yazın, anlatın.. Arap hikayelerini öğrenin bunda bir sakınca yoktur. Lakin sakın ola Türkler’den Arap gibi yaşamalarını istemeyin .. Türkler ne Araplara teslim olur ne de sizin çarkınıza su taşır. Bizler Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklarıyız. Uydurma kahramanların değil !.

Din ve şarlatanlığa gelirsek:
Din konusunda Atatürk’ün sözleri net ve açıktır. Sizin bu fesli tarihçileriniz değil feriştahınız gelse bu gerçekler değişmeyecektir. Tekrar etmekte fayda vardır. Mustafa Kemal Atatürk sizin gibi din şarlatanlarına on gömlek büyük gelir. Onu anlayabilmek erdemlik, bilim, bağımsızlık, insanlık ve çağdaşlık demektir.

Hüseyin Rahmi Özgenel

Paylaşın :
Share
Güncel Yorumlar kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | ANLAMAYANA ANLATALIM: TÜRKİYE DE TÜRK NE DEMEKTİR için yorumlar kapalı

Bilim İnsanoğluna Geleceği Kurar

Tarihi algılayacağınız şekli ile değil de araya hikayeler uydurmalar sıkıştırarak anlatmak gerçekte tarihi hem abartılı, hem eksik hale getirir basitleştirir cahil oyuncağı haline getirir.

Anlatım tarzı bilim insanına göre değişebilir. Lakin tarih nazlı bir peridir. Hoyratça değil nazik ve sabırla algılanabilir kılınmalıdır.

Son zamanlar da Türkiye Cumhuriyeti kuruluş değerlerine bir hayli abartma ve eksiltme tozu karıştırılıyor. Bu karışım yeni Osmanlı adı altında servis ediliyor.

Türkiye Cumhuriyeti bu ülkeyi işgal eden dış güçler ile onların işbirlikçisi olan iç güçlerin yenilgisi sonucu kurulmuştur. Bu nedenle kurtuluş ve kuruluş felsefesini beğenmeyen ya da karşı olan iç ve dış odaklar zaman zaman yeni yöntemlerle Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini rotasın dan saptırmaya çalışmaktadırlar.

Peki ne istiyorlar? Cumhuriyet’in vatandaşla yüzleşmesini istiyorlar..

Ben bu soru sorulduğunda şunu net olarak öğrenmek istiyorum!.
Anadolu’daki bin yılı aşan tarihimizle, son kurtuluşta cepheden silahını alarak kaçan yüzbinlerce insanla Devleti yüzleştirerek bir yere varılabilir mi? Sanmıyorum .. Burada ana amaç nedir? Gayet açık ve net; Onların amaçları kin ve nefret ekerek kuşakları birbirine düşürmektir.

Geçmiş elbette değerlendirilmesi gereken önemli bir konudur. Ancak, geçmişin değerlendirilmesi tarihçilerin ve sosyologların işidir. Bu değerlendirmeler duygularla değil bilim ve akıl yoluyla olmalıdır..

Bilim insanlarının işini siyasetçiler yapmaya kalktığı zaman toplum içi kuşak çatışmasından tutunuz, akıl oyunlarına kadar cahilce bir nefret tohumu ekersiniz. Bu işin sonu adaletin, ve kültürel birikimin yok olmasına kadar gider.

Siyasetçilerin işi bu günü ve geleceği kurgulamak ve kurmaktır.

Ayrıca çok önemlidir bilim insanının yerlisi yabancısı ayrımı hiç olmaz. Cehaletin karanlığı ülkeyi felakete sürüklerken bilim adamlarını yok saymak akademik unvanları yok saymak intihardan başka hiç bir şey değildir. Son derece tehlikeli ve sancılı bir kaosu hiç kimsenin vatandaşlarına yaşatma hakkı da yoktur.

Kimse alınmasın! Bilim ve akıl karşıtı olanlar bilmelidir ki; dünyayı yöneten rotasında kalmasını sağlayan siyasetçiler değil bilim insanlarıdır.

Atatürk yeni dünya düzenini çok iyi gözlemleyen bir düzen sanatçısı idi. Bundan dolayıdır ki tüm dünya liderleri, halkları Atatürk’ün deha görüşlerini kendi ülkelerinde tatbik etmiş ve başarı sağlamıştır.

Paylaşın :
Share
Güncel Yorumlar kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Bilim İnsanoğluna Geleceği Kurar için yorumlar kapalı

ATATÜRK’ÜN İSLAM DİNİNE KATKILARI

Bizler araştırmacı olarak tarihi kişiliklerin dinsiz dinli olup olmadığına bakmıyoruz. Aksine din için neler yaptığına bakıyoruz. Yoksa dinli dinsiz ayrımı sanırım çok dinci görünenlerin ağzında tekerleme olarak kalıyor.

Din olgusunu sadece namaz kılmak, oruç tutmak olarak algılama gafleti ne acıdır. Din sizin için bu mudur? Yani ilahi kitaplar sadece namaz ve oruç üzerine mi kuruludur?

Atatürk’ü din düşmanı olarak göstermek onu din dışına itmek sizlere hiç bir kazanım getirmeyecek.

Aslına bakarsanız bu konu pek o kadar tartışılacak bir konuda değil. Değil çünkü; Biz tarihi kişilerin nasıl tarih yaptığına bakarız. Yoksa dinli dinsiz olup olmaması pek bir önem arz etmez.

Atatürk’ün kendi el yazısıyla, “Din, milliyetin bir parçasıdır! Ancak taassubun (bağnazlığın) milletleri ümmet haline düşüreceğini unutmamalıdır!” notu.

Atatürk’ün Abdülbaki Gölpınarlı’ya hazırlatıp KÖY İLKOKULLARINDA okuttuğu “Cumhuriyet Çocuğunun Din Dersleri” adlı kitabın kapağı. (1930-1931).

Hafız Yaşar Okur, Atatürk’ün emriyle 1932 yılında Çanakkale şehtilerine HATİM okumuştur. İşte Hafız Yaşar Okur’un “Atatürk’le On Beş Yıl Dini Hatırlar” adlı kitabında bu dini töreni gösteren fotoğraflardan biri. Fotoğraf dikkatle incelenecek olursa hatim okuyan hocaların geleneksel dini giysileriyle (başlarda sarık) olduğu görülecektir.Yani bazı din bezirganlarının dediği gibi hocalar giyim kuşam konusunda zorlanmamıştır. Hatimi izleyen halk kılık kıyafet devrimi çerçevesinde şapkalı, hocalar ise sarıklıdır.

Atatürk Edirme Selimiye Camii’ni gezerken (25 Aralık 1930)

Caminin giriş kapısının üstündeki kitabeyi inceleyen Atatürk, orada yazılı olan AYETİ okumuş ve caminin imamı Fereli Ahmet Efendi’ye bu ayetin anlamını sormuştur. Daha sonra da camiye girerek incelemelerde bulunmuş ve bazı açıklamalar yapmıştır:

Atatürk, caminin içinde minberle avize arasında durmuş ve, “Beyler, hiçbir dine bağlı olmayan kalp istirahattan mahrumdur” diye söze başladıktan sonra şunları söylemiştir:

“Osmanlı, İstanbul’un fethinden tam 125 sene sonra bu şaheser camiyi İstanbul’da değil de Edirne’de yapmış, böylece Edirne’ye mührünü basmış, tapulamıştır. Dahi Mimar Sinan sanat ve din aşkıyla bu eseri bina etmiştir.” Daha sonra avizenin üzerinde yarım kubbede yer alan Arapça yazıyı okuyan Atatürk, Müftü’ye dönerek “Hocam, bu ayet Tövbe Suresi’nin 18. Ayeti değil mi?” diye sormuş, Müftü, “Evet Paşa Hazretleri” cevabını vermiştir. Atatürk, tekrar Müftü’ye dönerek, “Bana bu ayetin manasını söyleyebilir misiniz?” diye sormuştur. Müftü de, “Bildiğim kadarıyla bu ayette ‘Allah’ın, mescitlerini, camilerini yapan ve imar edenler Allah’a ve ahiret gününe iman edip, namazlarını kılan, zekatlarını veren ve ancak Allah’tan korkanlardır. Onlar doğru yoldadır’ demektedir.” demiştir.

1932 yılında Atatürk’ün isteğiyle Sultanahmet Camii’nde yapılan Büyük Mevlitte görüldüğü gibi din adamlarına yine kıyafet konusunda bir baskı yapılmamıştır. Büyük Mevlidi okumakla görevli din adamları tertemiz, en şık giysileriyle Allah’ın ve milletin karşısına çıkmıştır. Hafızlardan birinin başındaki SARIK çok net olarak görülmektedir. Yani yine din bezirganlarının iddia ettiği gibi, Atatürk, din adamlarına Türkçe Kuran, mevlit okuturken onlara kılık kıyafet konusunda bir baskı yapmış değildir. Şık, temiz ve İslamın ruhuna uygun olmak kaydıyla din adamları istedikleri gibi giyinmiştir. Sarık takan da olmuştur, kravat takan da, frak giyen de. Burada Atatürk’ün “HOCALIK SARIKLA DEĞİL DİMAĞLA (AKILLA)DIR” sözünü hatırlamak gerekir.

Atatürk’ün hediye ettiği Kuran’lardan: 8 teşrin –i sani (kasım) 1925 – Çankaya “Gazi Kız Numune Mektebine dikkatle okunmak… için hediye ediyorum.” Gazi Mustafa Kemal “

Cemil Sait Bey’in tercümesi olan bu KURAN, 1932’de Atatürk tarafından Hafız Yaşar Okur’a ithaf edilerek imzalanıp hediye edilmiştir.

Atatürk, 1922 tarihli 18 numaralı not defterine, önce yapacağı yenilikleri, devrimleri yazmış sonra da iki kalın çizgi arasına Osmanlıca “TANRI BİRDİR VE BÜYÜKTÜR” notunu düşmüştür.

Paylaşın :
Share
Mustafa Kemal ATATÜRK kategorisine gönderildi | ATATÜRK’ÜN İSLAM DİNİNE KATKILARI için yorumlar kapalı

BU VATANI KİM KURDU

Bu vatan yıkılmaz!. Kolay değil yüzbinlerce şehidin kanı işlemiş yüreklere.
Tarih bize nazlı bir peri gibidir. Ne istifledi ise doğruları ile er ya da geç verir bize. Bizim tarihimiz net ve açık yeterki anlayalım, öğrenmek isteyelim tarafsızca bilgilenelim.

Gerçek yaşanmış bir olayı aktarayım sizlere lütfen dikkatlice okuyunuz..

Tarih 6 Şubat 1923 Balıkesir’de geçer bu yürek burkan olay..

İzmir’den trenle Balıkesir’e gelen Mustafa Kemal Paşa’nın beraberinde eşi Latife hanım ve Kazım Karabekir Paşa ile diğer zevat bulunuyordu. Gazi Milli Kuvvetler Caddesi üzerine serilen halılar ve devasa taklarla süslenen cadde boyunca halkı selamlayarak Belediye binasına gidiyordu.

Kalabalık arasında “Paşam, Paşam” diye bağırarak kendisine ulaşmaya çalışan çalışan bir kadını gördü. Hemen durdu ve kadına doğru yürüdü. Karşı karşıya geldiklerinde 5-6 yaslarında ki erkek çocuğunun elinden tutan kadın ağlamaya başlamıştı. Titreyen ses tonu ile sordu.
– Paşam Hacı Bayramım nerede ? Ne zaman dönecek ? Yoksa öldümü ?
Gazi şaşırmıştı. Kimden bahsettiğini sorar gibi kadının yüzüne baktı. Bu sırada Kazım Karabekir Atatürk’ün kulağına eğilerek;
– Çanakkale diye fısıldadı.

Anlamıştı Gazi Mustafa Kemal. Eğilerek kadının elinden tuttuğu çocuğun sevgiyle başını okşadı. Saçlarından öptü. Kadına dönerek şunu söyledi.
– Hayır. Onlar Ölmediler.

Bundan sonrasını Mustafa Kemal Atatürk’ün ellerinden tutup saçlarını okşayarak öptüğü Balıkesirli Ayakkabı tamircisi Cevdet Dedemiz anlatmış.

Paşa emir vermişti. Kendi maaşının bir kısmı her ay Belediye başkanı tarafından anneme elden getirilerek veriliyordu. Ben babamı hiç görmedim. Annem bana 7 aylık hamileyken babam Çanakkale’ye gitmiş. Bir fotoğrafı dahi yoktu. Annem Gazi Mustafa Kemalin “Onlar ölmediler” sözünü kendince ” Geri dönecekler” diye anladı. Bundan sonrada hep babamı bekledi. Ne zaman evden dışarı çıkacak olsa bana tembihte bulunurdu.
– Cevdet ben çarşıya alışverişe gidiyorum. Baban gelecek olursa hemen gel beni çağır.
Veya
– Cevdet ben komşulara gidiyorum. Baban gelecek olursa hemen gel beni çağır.
Yada
– Cevdet ben teyzenlere gidiyorum. Baban gelecek olursa hemen gel beni çağır.

Böylece yıllar geçti. Ben büyüdüm. İş yeri açtım. Annem yaşlanmıştı. Artık baston yadımı ile geziyordu. Ama yinede her gün dükkana gelir, bir yere gidecekse bana haber verir ve aynı şeyi söylerdi.
– Cevdet baban gelecek olursa hemen gel beni çağır.

Günler, haftalar, aylar, yıllar böylece geçti.

Annem hastalandı. Ölüm döşeğinde yatıyordu. Teyzelerim başında kuran okuyorlardı. Bir ara gözlerini açtı bana bakarak;
– Cevdet baban gelirse ona dersinki, “Annem senin hep yolunu gözledi. hep gelmeni bekledi.”
Sonra tekrar uyumaya başladı. Bir süre sonra aniden yerinden doğrulup gülümseyerek kapıya baktı ve şunları söyledi.

– Hacı Bayram. Erim. Yiğidim. Evimin direği. Hoş geldin. Paşam gelecek demişti. Bak geldin işte.
Bu onun son sözleri oldu.

Şimdi biraz Osmanlı Torunlarına gelelim:

Kendilerini “Osmanlı” olarak tanıtıyorlar. Hangi padişaha ait olduğunu bilmedikleri Tuğralı motiflerle işlenmiş tespihleri sallayarak dolaşıyorlar.
DİVAN-I HÜMAYUN’ u bilir misin diye sorsan hiç bir halt bilemediklerinden kafa sallıyorlar. TUĞ nedir diye sorduğunda ise bir telaşlanıyorlar sormayın çünkü anlamını bile bilmiyorlar.
Favori parçaları ise “Ceddin deden neslin baban /Hep kahraman Türk milleti” sözleriyle başlayan marş.Oysa ” Osmanlının böyle bir marşı olmadığını bu marşın 1910 yılında başlayan Türkçülük akımında bestelendiğini asla ve kat’a bilemezler. ” Ceddi Dede” sözcüğünü büyük büyük babaları olarak algılarlar. Bunun anlamının dede değil “Tarih” olduğunu akıllarına dahi getiremezler.

Değerli arkadaşlar..

Bu VATANI Her gün erinin yolunu bekleyen o yetim Cevdet’in anası kurdu. Hacı Bayram ile cephede savaşanlar kurdu. Ya istiklal Ya ölüm diyenler kurdu. Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşları kurdu.. Bu Osmanlı taklitçileri değil!!.
Hüseyin Rahmi Özgenel

Paylaşın :
Share
Tarihten Sayfalar kategorisine gönderildi | BU VATANI KİM KURDU için yorumlar kapalı

DUMLUPINAR KAN AĞLIYORDU

Başlarken,
bazen geç kalıyorum gündemi takip etmek açısından . Lakin not alıyorum ve sıra ile gidiyorum.. Ben geç kalıyorum ama siz kalmayın..
İşte bu yazıda geç kalmış ama her zaman için gerçeklerin bilinip, korunması açısından okunacak bir yazı.

Tarih 30 Ağustos 2017 idi.
Dumlupınar şehitliği kan ağladı birader.

O gün Kurtuluş Savaşının simgesi Dumlupınar’da ne Atatürk resmi vardı ne de Türk bayrağı… Her ikisi de düşman ilan edilmişti..

Halk çok üzgün ve tepkiliydi. Onlar, üzüntülerini dile getiriyorlardı. Ama bu başkaldırma, bu kutlamanın hatalı, eksik ve sakat olmasına neden olanların umurunda bile değildi.

Atamızın ve silah arkadaşlarının mezarlarında kemikleri sızlıyordu..

Peki ne için ?

Din adına birileri zorbaca asil insanları silmek için, Laik Cumhuriyeti yıkmak için bir kez daha halk’ın gözünün içine baka baka yalan söyleyip Bu ülkenin kahramanı Mustafa Kemal Atatürk’ü yok saymak için.

Dumlupınar’da Şehitliğin kapısından girince, tam karşıdaki mermer merdivenlerle çıkılan tepeciğin üzerinde, mermer bir kaide üzerinde bronzdan yapılmış, elinde süngüsü ile bu savaşta şehit olan, isimleri bilinmeyen askerlerimizi temsil eden “Mehmetçik Anıtı” bulunmaktadır.

Şehitliğin giriş kapısı ile Mehmetçik Anıtına çıkan merdivenlerin arasındaki geniş çimenlik sahada isimleri tespit edilebilen şehitlerimizin mermerden yapılmış sembolik mezarları vardır.

Şehitlikteki kitabelerden en önemlisi de Atatürk’ün sözlerini ihtiva edenidir. Mermer üzerine yazılı olan bu kitabede şu sözler yazılıdır:

“26 Ağustos 1922 Afyonkarahisar Dumlupınar Meydan Muharebesi ve onun son devresi olan 30 Ağustos Muharebesi Türk tarihinin en önemli bir dönüm noktasını teşkil eder. Hiç şüphe etmemelidir ki yeni Türk Devletinin ve genç Türk Cumhuriyetinin temeli burada sağlamlaştırıldı.”

(Gazi Mustafa Kemal Atatürk)

Sahi neyi sildiniz siz!. Ülkenin her karış toprağında Mustafa Kemal Atatürk var.. var da var yani. Küba’ya gidiyorsun orada var. Japonya’ya gidiyorsun orada da var. Dünyanın bir çok ülkesinde bir çok köşesinde Atatürk var. Ama her nedense sizin kara vicdanlarınızda yok.

Şeyh Sait’lerin, Said Nursi’lerin, Derviş Mehmet’lerin, Derviş Vahdeti’lerin torunları, ortamı elverişli bulup, “fırsat bu fırsat” diyerek Cumhuriyete, cumhuriyet kurumlarına savaş açmıştır.

Ne beklenebilir ki..

Mustafa Kemal Paşa top yekün Kurtuluş Savaşı başlatırken bunlar değilmiydi emperyalizme dost, yabancıların istilasını alkışlayan.

Çünkü uygarlığa, bilime karşı çıkmak ve yabancılarla ülkesi aleyhine işbirliği yapmak onların genel yapısında, mayasında, geleneğinde vardır.

Atatürk’e göre en gerçek, en doğru tarikat ”Uygarlık tarikatı”dır. Dinsel tarikatçılık, ülkeleri ”yanlış yollara sevk eder”, çıkmazlara götürür. Çünkü dinlerin egemenlik kurduğu, şeriatla yönetilen toplumlarda akıldan, bilimden söz edilemez, ilerleme sağlanamaz.

Türkiye nereye ilerlemiş birader. Siz daha tek başına kendi ayakkabınızın bağını çözemezken hayali uçaklar tanklar vs yaparken ilerleme hangi yönde olmuş. Bir teknolojik müjdeyi verin bize bilelim.

Atatürk’ü sevmiyorlar nedenleri çok ama bir kaçını sayalım mı?

Atatürk’ü bu yüzden sevmezler. Yani “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” dediği için sevmezler ve onu unutturmak isterler.

Yobazlar onu tam bağımsız bir Türkiye istediği için, “özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” dediği için sevmezler ve onu unutturmak isterler.

Bugün de onların mirasçıları aynı yolu izleyerek, Kemalist Cumhuriyet rejimine son vermeye çalışmaktadırlar.

Dönecek olursak Dumlupınar’a ki dönelim yazıyı bitireyim yoksa konu konuyu açacak.

O gün ben bir şey daha gördüm.. Halk çok üzgündü ve Dumlupınar Şehitliği kan ağlıyordu..

Ruhları Şad Olsun..

Paylaşın :
Share
Güncel Yorumlar kategorisine gönderildi | DUMLUPINAR KAN AĞLIYORDU için yorumlar kapalı